• AZİZ MAHMUT HÜDAYİ (17.yy)
TXT s. 3653• Tekke edebiyatının 17. yüzyıldaki temsilcilerindendir.
TXT s. 3654• Anadolu ve Rumeli’deki görevlerinden sonra geldiği İstanbul’da padişahlara şeyh, halka mürşit olmuş; eserleri, sohbetleri, şiirleri, vaaz ve nasihatleri ile padişahın ve halkın gözünde önemli bir yer kazanmıştır. Devrini idrak ettiği sekiz padişahtan bilhassa Sultan III. Murat ve I. Ahmet’in saygısını kazanmıştır.
TXT s. 3655–3657• Yalın bir üslupla hikemî içerikte ve ilahi türünde tekke şiirleri yazmıştır.
TXT s. 3658• Şiirlerinde hem heceyi hem aruzu kullanmıştır. Arapça ve Türkçe 23 kadar eseri ve Divan’ı vardır.
TXT s. 3659• Üftade'ye talebe olmak arzusuyla yanına gidince şu cevabı aldı: "Yazıklar olsun ey Kâdı Efendi! Herhâlde yanlış yere geldiniz. Burası yokluk kapısıdır ve biz bu kapının kuluyuz. Hâlbuki sen varlık sâhibisin. Bu hâlde ikimizin bir araya gelmesi mümkün mü? Senin ilmin, malın, mülkün, şânın ve mâmûr bir dünyân var. Bizim gibi kulların Allahü teâlâdan başka kimsesi yoktur. Atın bile gelmek istemeyip ayakları kayalara saplanmadı mı?" buyurdu. Bu sözler ve yaptığı hatâ Aziz Mahmud Hüdayi'ye çok tesir etti. Gözlerinden iki sıra yaş döküldüğü hâlde; "Efendim! Her şeyimi mübârek kapınızın eşiğinde terk eyledim. Dileğim talebeniz olabilmek ve hizmetinizi görmekle şereflenmektir. Her ne emrederseniz yapmaya hazırım." dedi. Bu samimi ifade üzerine Üftâde tane tane buyurdu ki: "Ey Bursa kâdısı! Kâdılığı bırakacak, bu sırmalı kaftanınla Bursa sokaklarında ciğer satacaksın. Her gün de dergâha üç ciğer getireceksin!" Her şeyi bırakacağına, her emri yerine getireceğine söz veren Mahmud Hüdayi derhal kâdılığı bırakıp ciğer satmaya başladı. Sırtında sırmalı kaftanı olduğu halde, ciğerleri, Bursa sokaklarında, "Ciğerci! Ciğerci!" diye diye bağırarak satıyordu.
TXT s. 3660–3670• Nefâis-ül-Mecâlis
TXT s. 3672• Tecelliyât
TXT s. 3673• Dîvân-ı İlâhiyât
TXT s. 3674• Tarîkatnâme
TXT s. 3675